ALİ KÜLEBİ STRATEJİK POSTASI
ARAMA


English
 » News
 » Ali Külebi CV
 » Articles

LİNKLER
» Avrasya Televizyonu
» Radyo Avrasya Türk
» Google Ali Külebi Görselleri
» Ali Külebi-youtube-Hocalı
» Ali Külebi-Nükleer Platform
» Hüsamettin Cindoruk-Ali Külebi Söyleşi
» İsa GÖK-Ali Külebi, Stratejik Analiz
» ART- Beyin Fırtınası
» Stratejik Analiz-Ünsal Yavuz Ali Külebi ile
» Şükrü Sina Gürel-Ali Külebi
» Tunca Toskay-Ali Külebi, ART-Söyleşi
» Nihal Atsız anma töreni-16.12.2011
» Ali Külebi Turgut Özakman ile Çanakkale programı
» Ali Külebi prof.Dr. Mustafa Kafalı ile
» Ali Külebi-Özcan Yeniçeri Dış Politika
» Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ile Terör Programı
» Prof. Dr. Sencer İmer ile
» MHP Gn. Bşk. Yrd. Emin Haluk AYHAN ile
» Şükrü Server AYA ile Sözde Soykırım
» Bora Kutluhan ile Savunma Sanayi
» Prof. Dr. Doğan Cansızlar ile
» ASILSIZ ERMENİ İDDİALARI- Ş. S. AYA-ALİ KÜLEBİ
» Ali Külebi-Niksar Haziran 2011
» Nükleer Teknolojideki Son Gelişmeler- Adil Buyan
» Doğalgaz Gerçeği - Ali Külebi-Aydın Sezer
» Türk Töresi - Ali Külebi ART
» Kudüs TV - Almanya'daki cinayetler
» Ali Külebi- Cahit Külebi Niksar Anma Programı
Yeni Füze Projesi ve Türkiye
  Yazan :Külebi Kaynak :
 

YENİ FÜZE PROJESİ VE TÜRKİYE’NİN ULUSAL ÇIKARLARI


Ali KÜLEBİ


ART Dış Politika Direktörü




Rusya Federasyonu tarafından ABD’nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurmak isteyerek Rusya’yı kuşatma projesinin bir ayağı olarak değerlendirilen, ancak ABD’li yetkililerce İran’a ve bu ülkeden gelebilecek tehditlere karşı olduğu iddia edilen Füze Kalkanı Projesi’nden vazgeçildiği yolunda çıkan haberlerin hemen ertesinde Türkiye’nin merkez haline geldiği yeni bir proje ve bu proje üzerinde yapılan çok çeşitli spekülasyonlar ortaya çıktı.


Önce basınımızca bu proje ile ilgili, 7,8 milyar Dolar değerinde 13 Patriot ateşleme ünitesi, 72 Patriot Advanced Capability-3 (PAC-3) füze bataryası ve aksamını kapsadığı söylenen alım konusunda sonradan Genelkurmay konusu ihtiyacın dört batarya tedariği olduğu ve maliyetin 1 milyar dolar civarında olacağı açıklandı.


Aynı, son zamanlarda “Kürt Açılımı” diyerek ortaya sürülen, sonradan “Demokratik Açılım” adını alan ve bundan sonra da daha çok çeşitli adlar alacağa benzeyen girişim gibi Türkiye’nin yıllardır üzerinde tedarik projeleri yapıp da bir türlü gerçekleştiremediği bu silah sisteminin aniden gündeme getirilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir olgu. Çünkü “Açılım” gibi bu konunun da dışarıdan ithal bir fikir olduğu konusunda çok açık belirtiler var. Basınımıza dış kaynaklardan sızdırılan haberler ile bizzat Silahlı Kuvvetlerimizin açıklaması arasında ciddi nicelik farkları da giderek ortaya çıkıyor. Yani anlaşılan ABD’nin gönlünden geçen ve bize empoze edilmek istenen miktarlar bizim milli planlarımızın dışında. Ayrıca Türkiye’nin yıllardır kararlaştıramadığı ve belki de tercihini Patriot’lardan yana kullanmak istemediği bir edinim niye bu şekilde aniden ortaya atılarak altın bir tepside yaygara koparılarak konuldu hususunun da bu bağlamda sorgulanması gerekir?


PATRIOT ALIMI NİYE ŞİMDİ ALELACELE ORTAYA ÇIKTI?


Belki de sorunun yanıtını, ABD’nin çelişkili ifadelerle Füze Kalkanı Projesi’nden vazgeçme konusundaki haberlerinin ve çekincelerinin arkasındaki en önemli neden olarak, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in ABD’yi Kaliningrad’a İskender Füzelerini yerleştirmekle tehdit etmesinde bulabiliriz. Sovyetler Birliği’nin en güçlü zamanında bile bu sertlikte bir tehdit yaşamamış olan ABD’nin kendi iç dinamiklerinden de etkilenerek Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya Füze Kalkanı ile ilgili silahları yerleştirmekten vazgeçtiği de bu bağlamda söylenebilir.


Bunun karşılığında da Putin’in, “eğer tehdit İran ise niye Türkiye’ye bu füzeleri yerleştirmiyorsun” tepkisi ile Türkiye’nin acilen söz konusu edildiği anlamı ortaya çıkmaktadır. Esasen bu öneri ve yaklaşımın uzun bir süredir Amerikan Ulusal Güvenlik uzmanlarınca da destek gördüğü konusunda söylentiler vardı. Çünkü söz konusu yüksek irtifa hava savunma füzelerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi ABD açısından İran’a karşı bir önlem olduğu kadar Rusya’nın Karadeniz ve Kafkaslar’daki hava gücünün de kontrolü ve etkisizleştirilmesi anlamına gelecekti. Bu yeni girişimin ve Rusya’nın Putin’in geçmişteki Türkiye önerisinin önümüzdeki günlerde Rusya tarafından giderek rahatsızlık ve pişmanlıkla karşılaşabileceğini söylemek için ise falcı olmaya gerek bile yoktur.


ABD bu yeni projeyle;




  • Rusya’yı güneyden daha etkin bir şekilde kuşatabilecek,



  • İran'ın nükleer silah geliştirmesini engelleme konusunda İsrail'i memnun edecek ve İran'ı bu projeden vazgeçirtecek yaptırımların uygulanması konusunda önemli bir adım atılması sağlanacak. Çünkü Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne yerleştirilecek füzeler Rusya'yı siyasal ve askeri açıdan rahatsız ediyordu ve Rusya özellikle bu nedenle İran'a için uygulanacak yaptırımlara karşı çıkıyordu.



  • Kafkaslar ve Hazar havzasını kontrol altına alabilecek,



  • Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya yerleştireceği sistemler için cebinden para harcamayarak işin mali yükünü Türkiye’ye havale edecek,



  • Türkiye’yi bölgede kendine daha çok angaje edecek,



  • Türkiye’nin daha etkin oldukları için öncelik verdiği, üzerinde düşündüğü söylenen ARROW-2 (ki Türkiye’ye İsrail ile müşterek üretim izni vermemişti) veya Rus S-400 sistemleri yerine Birinci Körfez Savaşında Irak Scud’larının bile deldiği Patriot’ları satacaktır.



  • Geleneksel olarak özellikle hava ve uzay araçlarında Amerikan teknolojisine bağımlı olan Türkiye’nin ilk kez ciddi olarak ele aldığı Rus teknolojisi olan S-300 veya S-400’lerin olası alımını da engelleyecektir.



  • Yine bu gelişim ile son zamanlarda özellikle enerji konularında ciddi bir çalışma içine girdiğimiz Rusya federasyonu ile gelişen ilişkilerimiz de yine kırılgan bir noktaya zorlanacaktır.



  • Aynı şekilde enerji konusunda olduğu gibi tarihi, ticari, etnik ve dini gibi bir çok konuda yakınlığımız olan İran ile de ilişkilerimiz sıkıntıya girecektir. ABD’nin Türkiye’nin bu iki ülke ile ciddi yakınlaşmalarından rahatsızlığı ise bilinmektedir.






TÜRKİYE AÇISINDAN GELİŞMELER VE FÜZE SİSTEMLERİ EDİNMENİN GEREĞİ


Teknolojik buluşların ve bunların askeri teknolojiye yansımasının gün geçtikçe hız kazandığı dünyamızda özellikle havacılık, balistik füze, nükleer silahlar ve uzay teknolojileri konusunda hemen her ülke klasik satın alma alışkanlıklarının dışına çıkarak kendi milli güçlerini geliştirmeye çalışıyor. Silahlanma her alanda teknolojik boyutlar kazanırken geliştirilmesi ve sahip olunması uçak üretimine göre daha kolay olan balistik füze ve roket üretimindeki gelişmeler ilginç bir özellik arz ediyor. Uzay araştırmalarının temelini oluşturan balistik füzeden yoksun ve aynı zamanda nükleer teknolojiye de sahip olmayan ülkelerin dünyada hiçbir surette birinci sınıf ülkeler arasında yer alamayacaklarına dair yapılan yorumlar ve yine bu bağlamda oluşturulan küresel güç olmaya aday ülkeler listesi geleceğe dönük söz konusu çeşitli sınıflandırmaları ortaya koyuyor. Dünya'da çoğu Ortadoğu'da yer alan birçok ülke roket ve füze teknolojisine önem verirken yine söz konusu ülkelerin buna paralel olarak Kitle imha Silahı (KİS) kategorisine giren platformlara da yönelmeleri ABD başta olmak üzere çok sayıda ülkeyi bunlara karşı önlem almaya zorlamıştır. Yani dünyamızda artık klasik savaş usullerinin büyük ölçüde terk edildiği ve Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözünü anımsatırcasına savaşların füze ve sesten hızlı uçaklarla gerçekleştirildiği bir dönem başlamıştır. Hiç şüphesiz böyle tehditlerin havadan geldiği bir dönemde eşit koşullarla mukabele ve savunma olanaklarına sahip olma da çok önemlidir.


Türkiye yıllardır bir yandan kendi üretimi olarak karadan-karaya füze sistemlerini geliştirirken öte yandan eksikliğini duyduğu ve ama teknolojik olarak dışarıdan alma mecburiyetinde olduğu orta ve uzun menzilli(yüksek irtifa) hava savunma füzelerinin tedariki uğraşı içindeydi. Bu konuda doğru bir düşünceyle en gelişmiş ve uzun süre kullanabileceği sistemleri edinmeyi hedeflerken doğal olarak önce geleneksel silah edinme kaynağımız ABD’yi ele aldı. Bu ülkeden alınabilecek sistemler ise Patriot PAC-3 ve ABD-İsrail ortak yapımı Arrow’lar idi. İşte bu çalışmalar sürerken ve hatta ihale aşamalarına gelindiğinde aniden PAC-3’lerin alınacağına dair haberler çıkmaya başladı.


Jeopolitik olarak dünyanın en tehlikeli bölgesinin kilit noktasındaki ülkemizin üzerindeki iç ve dış tehditler çok boyutlu ve açıkça ortadayken bu tür sofistike sistemlerin ülkemiz açısından her bakımdan gerekliliği de tartışmasız bir husustur. Çevremizdeki tehditler, bizim olası güçsüz bir anımızda Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarındaki gibi her tarafta, içte ve dışta saldırıya geçecek potansiyeldedirler. Bu tehditler, askeri açıdan bizim gücümüze yaklaştıklarında hiç tereddüt etmeden saldırıya geçecek bir Türk düşmanlığı ile yanıp tutuşmaktadırlar.



Türkiye'nin ulusal güvenliğinin yukarıda belirtilen söz konusu hususlar alt alta yazıldığında sınırlarımızın çok ötesindeki belli başlı alanlarda başlaması gerektiği bu bakımdan önemlidir. Üzerimizdeki tehditlerin boyutlarının çeşitliliği ve teknolojik olarak üstün olan ülkelerin, çevremizdeki tehditlere destek olabilme potansiyelleri Silahlı Kuvvetlerimizin dünyanın en güçlü ordularını hesaba katacak bir şekilde gelişmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak, Türkiye için çevresindeki çoğu uyduruk ülkenin askeri gücü hiçbir zaman bir ölçü olmamalıdır. Türkiye, bütün olasılıkları göz önüne alarak, ulusal çıkarlarının gerektirdiği, gerektireceği şekilde, beka ve Türk milletinin refahını da göz önüne alarak, stratejik öngörülerle, ulusal hedeflerini tespit edip, ulusal stratejilerini geliştirmelidir. Türkiye'nin, çevresindeki birçok ülkenin maalesef ki anladığı dil askeri dildir ve Türkiye'nin askeri güç kullanım konseptini, dış politikasının hedefleri ve milletin çıkarları açısından kullanmaktan kaçınmaması gerekir. Yine bu bağlamda çevremizdeki bize göre güçsüz ülkelerin de özellikle savunma stratejilerinde güdümlü füze ve kimyasal, biyolojik silahlara ağırlıklı olarak yer vermeleri, bizim de buna göre strateji geliştirmemizi gerekli kılmaktadır. Uzayın da gelecekte savunma alanında çok daha büyük rol alacağı hesaba katılmalıdır. Uzaydan gelecek ve uzaydan yönlendirilip kontrol edilecek saldırılara karşı, iletişim teknolojilerinden yararlanarak elektronik harp unsurlarının tamamından yararlanma hususunda ve özellikle uzun menzilli hava savunma füzelerinin Silahlı Kuvvetler envanterine acilen katılması ile caydırıcı güç olarak sistematik bir şekilde ve bağlı bulunduğumuz anlaşmaların dışına çıkarak 300 km. üzeri menzilli güdümlü füzelerin üretimine ağırlık vermemiz gerekir.


Bugün artık dünyada ulusal çıkarlarına aykırı düşen anlaşmalarda sadakat zayıflara mahsustur. Türkiye'nin ulusal stratejisi ancak çıkarları doğrultusundaki uluslararası anlaşmalara uymak olmalıdır. Bizce strateji olarak, nükleer güç haline gelip, füze teknolojilerini geliştirmiş olduktan sonra öteki ülkelere bu konularda yasak koyan çifte standartlı zihniyete boyun eğmeyecek bir politika izlenmesi gerekmektedir.


Komşularımızın Yunanistan hariç daha pratik ve teknik olarak kolay buldukları balistik füze geliştirmeye uçak alımlarından fazla önem verdikleri ve bir kısmının elinde KİS'ler (Kitle İmha Silahları)bulunduğu veya bunların üzerinde modernizasyon çalışmaları yaptıkları bilinmektedir. Yunanistan’ın ise dünyanın en önde gelen silah alıcısı bir ülke olduğu ve özellikle Ege Adalarını anlaşmalara rağmen silahlandırdığı ortadadır.


YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE HAVA SAVUNMA GÜCÜMÜZ


Adalar Denizi'nde bir Yunan egemenliğine izin vermek istemeyen ve Yunanlıların hava sahalarını 6 milin ötesine çıkarmalarına karşı hemen her gün bunu tanımadığını kararlı bir şekilde göstererek söz konusu sahaya giren Hava Kuvvetlerimizin, dünyadaki sayılı ve deneyimli güçlerden biri olduğunu çok iyi bilen Yunanlılar, yine anlaşmalara aykırı olarak bu adalarda çok ciddi bir hava savunma ağı meydana getirmişlerdir. Bu bağlamda bütün askeri gücünü ve bu yöndeki harcamalarını Türkiye'ye karşı hazırlamış olan Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin envanterinde;

- 42x3 MIM-23B HAWK (Orta menzilli hava savunma füze sistemleri)

- 21 TOR-M1 (Kısa menzilli, savaş alanında kullanılabilecek, mobil hava savunma füze sistemleri),

- 31 OSA-AK (SA-8) (Kısa menzilli, alçak irtifa hava savunma füze sistemleri),

- 54 ASRAD-Hellas (Kısa menzilli, çok hafif ve hareketli alçak irtifa hava savunma füze sistemleri),

- 1.237 FIM-92 B/C Stinger (Omuzdan atılabilen, alçak irtifa hava savunma füze sistemi) ve ayrıca;
4 Batarya (200 füzelik) PAC-3 Patriot (Uzun menzilli, uçak ve füzesavar sistemi, 70 km. menzil, 24 km irtifa), 6 SKYGUARD/SPARROW (Velos sistemi-12 batarya halinde füze, 30mm uçaksavar topu ve radarla teçhiz edilmiş), 2 SU-300 bataryası (12 lançer halinde, uzun menzilli, uçak ve füzesavar sistemi), 4 TOR-M1's (Kısa menzilli, mobil hava savunma füze sistemleri), 9 CROTALE NG/GR bataryası (176 füzelik kısa menzilli, çok alçak-orta irtifa) bulunmaktadır. Yani Yunanistan çok ilginç bir şekilde NATO kurallarını bile hiçe sayarak Batı ve Doğu bloklarının her çeşit hava savunma silahlarını elinde bulundurabilen nadir bir ülkedir.


Bütün bunlar göz önüne alındığında Türkiye’nin en azından ortada sağlaması gereken bir denge söz konusu olmaktadır. Bu denge hiç şüphesiz yalnız Yunanistan’a karşı değil, yakın ve uzak çevremizden kaynaklanabilecek her çeşit tehdide karşı ele alınmalıdır.




TÜRKİYE’NİN BALİSTİK FÜZE VE HAVA SAVUNMA ENVANTERİ İLE YÜRÜTTÜĞÜ ÇALIŞMALAR


Silahlı Kuvvetlerimiz’in elinde halen; 30 Atılgan KMS (1x8 FIM-92 B/C Stinger), 24 Zıpkın (1x4 FIM-92 Stinger), 800 FIM 92 B/C RPM Sistemi (4875 füzeli), 1000 FIM-43A Redeye, 40 9M39 Igla SA-18 Grose ve 24 batarya MIM-14 Nike Hercules hava savunma füzeleri mevcuttur.


NIKE Hercules Türk Hava Kuvvetleri envanterinde bulunan tek yüksek irtifa hava savunma füzesidir. Türk Hava Kuvvetleri bünyesine 1959-1964 yılları arasında ABD desteğiyle 72 adet Nike Hercules tedarik edilmiştir. Zaman içinde çeşitli geliştirmelere tabi tutulan bu füzeler günümüz muharebe şartlarında etkinliğini yitirmiştir. Teknolojisi ve savunma kabiliyeti çok düşük olduğundan dünyadaki birçok ülke bu füzelerini kullanım dışı bırakmışlardır.Ülkemiz, Güney Kore ile birlikte envanterinde Nike Hercules bulunduran son iki ülkeden biridir.


Ülkemizin envanterinde mevcut karadan-karaya roket ve balistik füze platformları ise;


YILDIRIM: Çin teknolojisi kullanılarak üretilen Yıldırım füzelerinin menzili 250 kilometreye ulaşabiliyor. 2002’de gizlilik içinde üretimine başlanan Yıldırım füzeleri son birkaç yıldan beri kamuoyu önüne çıkarılıyor.

JAGUAR: Gene Çin teknolojisiyle üretilen bu füzelerin menzili 150 kilometre civarında.

TOROS: 1999 yılında TSK envanterine giren daha çok çok namlulu roketatarları andıran Torosların menzili 100 kilometreye kadar çıkabiliyor.

ATACMS: ABD’den satın alma yoluyla envantere giren füzelerin menzili 165 kilometreyi buluyor.

KASIRGA: Dört lançerli çok namlulu roketatardan oluşuyor. 150 kilogram ağırlığında savaş başlığı ile 100 kilometre ötedeki hedefi vurabiliyor


Ciddi bir hava gücü olan ülkemizin karadan karaya balistik füzeler konusunda başlattığı ümit veren çalışmalara göre karadan havaya savunma füzeleri edinme ve üretim konusundaki yavaşlığı bir an önce halledilmesi gereken bir olgudur. Çünkü çevremizdeki ülkelerin ciddi füze envanterleri ve bunları kullanma konusundaki hevesleri bellidir. Türkiye'nin bu bakımdan elindeki kısa menzilli füze savunma sistemlerine ek olarak orta ve uzun menzilli füzesavar savunma sistemleri konusundaki ihalelerini de bir an önce sonuçlandırması kaçınılmazdır. Bu bağlamda edinilmesi planlanan orta menzilli Hawk savunma füzeleri ve 8 AN/MPQ Sentinel radarları ile yine 4 adet Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma platformları projelerinin Türkiye'nin hava savunma imkân ve kabiliyetlerine büyük katkıda bulunacağı açıksa da gönlümüzden geçen husus bu tür silahların milli kuruluşlarca, milli yazılım ve kabiliyetlerle donatılarak üretilmesidir.


Gerektiğinde kime karşı kullanılacağının kararı ve kaynak kodları başkasında olan silahların alımı yerine yüzde yüz kendi inisiyatifimizde olabilecek milli silah tedarikinin bu noktada önemi ortaya çıkmaktadır. Çünkü 1974 Kıbrıs barış harekatımız sırasında F-102 jetlerimizin Pire Limanı üzerine kadar takip ettikleri Yunan uçaklarını korumak için yerden uçaklarımızın üzerimize atılan Nike-Hercules füzelerinin bir maytap gibi havalandıktan kısa bir süre sonra denize düştüğü iddia edilmişti. Yani esas kaynak kodları ABD’nin elinde olan füzeler ABD’nin o günkü Yunan Albaylar Cuntasına karşı tutumu nedeniyle Yunanlılar’ın iradesiyle kullandırılmamıştı ve bunun böyle olacağından Yunanlılar’ın haberi bile yoktu. Bu duyum olarak bize ulaşan örnekle beraber Silahlı Kuvvetlerimizin satın almak istediği AH-64 Apache taarruz helikopterlerinin bilgisayar kaynak kodlarının tamamının tarafımıza ABD tarafından verilmek istenmemesi mantığı da dikkate alınarak tedarik edeceğimiz ve etmemiz gereken bütün teknolojik silahların mülkiyetinin ve kullanım özgürlüğünün yüzde yüz bizde olması gereği bu bağlamda çok önemlidir.



(Eylül, 2009)




Hit : 21659
ALİ KÜLEBİ STRATEJİK POSTASI
DUYURULAR
»ART Televizyonu Dış Politika Direktörü Ali Külebi her Cuma akşamı saat 22:00'de STRATEJİ öZEL Programında seçkin konuklarıyla güncel ve stratejik konuları tartışıyor. Devamı..
»BENİMLE FİKİRLERİNİ PAYLAŞMAK İSTEYEN SAYGIDEĞER İZLEYİCİLERİM Devamı..

ZİYARETÇİ DEFTERİ
TAKVİM


 İLLERDE HAVA DURUMU


İSTATİSTİKLER
    Bugün : 63
    Toplam : 396364

Anasayfam Yap | Sık Kullanılanla